17 Haziran 2011 Cuma

ya hep ya hiçtir SİYAH ve BEYAZ...

Dünyada birbirine en çok yakışan iki renktir siyah ve beyaz... “Asla”lardan geçer onların asi uyumu... Birinin yuttuklarını diğeri yansıtırken tamamlarlar birbirlerini fark etmeden. Özellikle yan yana geldiklerinde daha da belirginleştikleri için yan yanayken daha da bir güvenirler ikisi de kendilerine ve diğerine...
Açık siyah ya da koyu beyaz olamadıkları için her zaman her yerde aynıdırlar tonlara girmeden. Siyah daha bir siyah, beyaz daha bir beyazdır yan yana gelince. İkisi de en ufak toz barındırmaz benliğinde...
İşte biz de yıllar önce kendi hayat tablolarımızda bu renklerden biriyken bir fırça darbesi mi, bir resim kazası mı bilmem yan yana koydu bizi... “Benden ne kadar farklı”yı fark ettik ilk olarak birbirimizde. Daha da siyahlaşmak daha da beyazlaşmak oldu ilk tepkimiz. Sonra “Nasıl oluyor da yutuyor ya da yansıtıyor tüm renkleri.."yi merak ettik...yaklaştık.
Ve bir ağustos gecesi,  ne komik ki “Beşiktaş” sahilinde, Kız Kulesi meraklı meraklı süzerken bizi kenardan, aşkı itiraf edercesine tutuştuk el ele, kim daha siyah kim daha beyaz demeden... O an bir yağmur yağdı, aldı götürdü bütün renkleri geriye bir siyah bir de beyaz kaldı....
O geceden neredeyse üç yıl sonra, bir yüzünde "Sevgi bir kişiyi ikide yarım kılar aşk iki kişiyi birde" yazdırdığımız davetiyemizle düğünümüze davet ederken dostlarımızı hala siyah ve hala beyazdık tonlara girmeden.. 
Ve bugün o düğünün üzerinden tam dört yıl geçmiş diye hislenirken ne mutlu ki hala siyah ve hala beyazız aramızda yin yang bir RüZGaR topuyla...


Hiç yorum yok: