30 Aralık 2011 Cuma

100 Çocuk, 100 Gülücük, 100 Umut....


Evet... haftalar önce yüreğimden geçenleri olduğu gibi yazıp bir mektuba, yine yüreğimde koca koca yerleri olan arkadaşlarıma, dostlarıma, kuzenlerime, aileme göndermiştim... "Yeni yıl yaklaşıyor.. Yeni yıl umut demek, beyaz bir sayfa demek... Yeni bir yılı daha görebilmenin keyfi demek.. düşündük ki yeni yıla girerken bilmediğimiz bir mahallede, muhtemelen küçücük bir evde, olanaksızlıklar içinde yaşayan bir çocuğu sadece "çocuk" olduğu için sevindirmek bu keyfe keyif katacak ve elimizdekiler için bir nevi teşekkür etmek olacaktır... "Çocuk" demek her dilde "umut " demektir çünkü..." demiştim.... "Sizden ne istiyorum biliyor musunuz? Elimde 7-13 yaş aralığında 65 çocuğun adı var... Gelin bu yılbaşında ablaları ve ağabeyleri olarak onlara birer paket hazırlayalım." diye önermiştim ve sormuştum "Bu bir deneme... Bu “keşke”yi “iyi”ki ye dönüştürdükten sonra belki yaşlılar, hastalar için de yeni “iyi ki”ler yakalarız hayat ırmağında... Ne dersiniz, çok mu zor????" diye...

Benim güzel yürekli sevdiklerim kendi yakın çevrelerindekileri de ekleyerek 3 gün içinde 65'ten 100'e çıkardılar sayıyı... 100 çocuk, 100 gülücük, 100 umut... uykularım kaçıyordu heyecandan..Paketler hazırlanmaya başladı. Kendi çocuğuna alır gibi aldı anne olanlar, çünkü bildiler yüzü gülen her çocuk bir annenin yaşam gücü demektir... Anne adayı olanlar vardı paket hazırlayanlar içinde karınlarında atan minik kalplerin sevgisini de koydular paketlere.. Anne olmayanlar, hatta evli de olmadıkları için anneliğe şimdilik çok uzak olanlar vardı ama onlar da "kadın"dılar... Ellerinin hünerlerini, doğanın onlara verdiği üretme güdüsüyle birleştirip sarı sıcak paketler hazırladılar süslü püslü...
 Kendi çocuğuna alır gibi aldı baba olanlar, bilirlerdi çünkü bir çocuğun ayakkabısındaki  yırtık en çok babasının yüreğini üşütür. Baba adayı olanlar da vardı anne adayı olanlar gibi, onlar en heyecanlı olanlardı. Neyi, nasıl yapsalar daha güzel olurun heyecanı yansıdı paketlerinden. Bir de baba olmayanlar, hatta evli olmadıkları için babalığa çok çoook uzaktan bakanlar vardı. Onlar biz ağabeyiz dediler, küçük kardeşlerine hediye alırcasına A'dan Z'ye doldurdular paketleri... ve sonra...
Bu yüz paket, bizim küçük odada yavaş yavaş toplandı. Meraklı RüZGaR'ın meraklı ellerinden özenle korundu. Her biri dizildi, etiketsiz olanlar etiketlendi. Paketleri deforme olanlar (çok uzaklardan gelen paketler de vardı çünkü) yeniden paketlendi . Okullardan randevular alındı. 
İlk okul 28 öğrenci için hazırlık yaptığımız küçük bir okuldu. Sevgili Arkadaşım Esra, sağ olsun station wagon arabasına tıka basa doldurup paketleri, yanına işini yani fotoğraf makinesini de alıp okulun yolunu tuttu bizimle. Müdür Yardımcısının görevliye "İki pehlivan gönder." diye çağırttığı minicik nöbetçi öğrencilerin samimi yardımlarıyla taşıdık paketleri konferans salonuna, paketlerin birinin üzerinde yazan "Ersin ..." adını görüp "Ersin'e gelmiş lan bunların hepsi." demelerine bıyık altı gülerek... Güzel gözlü dostum Çiler, karnı burnunda liste elinde göründü kapıdan. Bizimle ilgilenmesi için bir veli görevlendirdiğini çocukların zil çaldıktan 10 dakika sonra ineceğini söyledi ve dersine döndü. Zil çaldı bizi de heyecan bastı Esra'yla beklediğimiz loş ışıklı salonda.. Ve ayak sesleri duyulmaya başladı.. Pıtır pıtır koşup meraklı gözlerini yüzüme diktiler.. Ben de konuşmaya başladım sesime orada olmayan 100 arkadaşımın sesini katarak: " Benim kim olduğumu, niye geldiğimi, sizi niye buraya topladığımı merak ediyorsunuz.." dedim bir "E-veeeet" yanıtı yankılandı koro halinde ilkokul sıralarına has vurguyla... "Ben Berfu Öğretmen." dedim. "Sizin öğretmenleriniz gibi ben de bir öğretmenim. Öncelikle bilin ki sizler bu ülkenin çocukları olduğunuz bizim için çok değerlisiniz. Adlarınızı, yüzlerinizi, nerede yaşadığınızı bilmesek de bizim için çok önemlisiniz. Biliyorsunuz yeni yıla çok az kaldı. Yeni yıl umut demek, yeni güzellikler ve güzel sürprizler demek. Ben ve arkadaşlarım oturduk düşündük. Sizi ne kadar çok sevdiğimizi göstermek için sizlere bir sürpriz yapmak istedik. Okulunuzda bir çekiliş yaptık ve sizler çıktınız. Sizlerin adlarınızı, ayak numaralarınızı, beden ölçülerinizi  aldık ve sizin için paketler hazırladık. Arkadaşlarım bugün gelemediler. Çünkü onlar farklı farklı mesleklere sahipler, şu an çalışıyorlar. Sizler de belki ileride bir doktor, bir avukat, bir mühendis, bir öğretmen, bir yönetici vs olarak başka çocuklara sürprizler yaparsınız. Ben, onların adına size bu paketleri getirdim. Sizden iki ricam var: birincisi paketlerinizi evde açın, ikincisi de sınıfınızdaki diğer arkadaşlarınıza bu paketlerden bahsetmeyin. Onlar çekilişte çıkmadılar diye üzülebilirler." dedim. Söz verdiler ve paketleri dağıtmaya başladım. Çok ama çok mutlu oldular, heyecanlandılar. Paketleri verdik ve çıktık...

İki gün sonra 72 paketle diğer okuldaydık. Aslında Esra'nın arkadaşı olan güzel yürekli Funda, kendi paketini bırakmak için ilk defa geldiği evimize diğer tüm paketleri okula taşımak için ikinci defa geldi minibüsüyle. Önde kardeşim, desteğim Berkerim arkada Funda düştüler okulun yoluna. Ben kendi okulumdan direkt o okula geçtim. Kapıda candostlarımdan Nilayım ve biricik babası bizi bekliyordu. Mutlu Masal anlatıcısı arkadaşım fotoğraf makinesini de getirmiş bu okuldan sizlere anlar yakalamak için hazırdı ve bizi o gün bir kez daha şaşırtıp mutlu eden bir tesadüfü orada öğrendik ki Nilay'ın babası Nihat Amca da o okuldan mezundu ve yıllar sonra kendi mezun olduğu okulun bahçesinde anılarını tazeliyordu. Sabahçı olan grubun son dersinde yine pehlivan nöbetçi öğrencilerin yardımıyla paketlerimiz taşıdık başımızda yüreğinin ve ruhunun beyazlığı üzerindeki beyaz önlüğe yansımış dostum yoldaşım Bahar Öğretmenle.. Yine aynı meraklı bakışlar, yine ürkek ama kocaman gülücükler... ve benden yine aynı konuşma... verilen söz ve paketlerin teslimi.. Okuldan çıkarken Andımızı okuyan öğlenci çocukların arasından adını koyamadığımız tuhaf duygularla geçiş. Edilen teşekkürler, sarılmalar.. Herkesin yüreğinde huzur... Akşam 5'te öğlenci olan 30 kişilik son grup için son kez gittim okula. O gününü bize ayıran Berkerim ve Bahar'la.. Çocukları karşıladık ki bunlar 7-8 yaş en minikleri.. Her şey aynıydı benim konuşmam hariç. O kadar duygulandım ki sözcükleri toparlamakta zorlandım. Hepimiz adına hepsinin güzel gözlerinden öptüğümü söyledim. Vedalaştık...

Şimdi evdeyim... Gün içinde gördüğüm sahneler geçiyor gözümün önünden.. Teşekkür etmeliyim biliyorum ama kime nasıl edeceğimi bilmiyorum. İlk teşekkür bana böyle düşünceler yaratma gücü veren ailem, eşim ve RüZGaRıma olmalı... ama... ya sesime ses veren, sesimin boşlukta dağılmasına izin vermeden yürekleriyle karşılayıp iyilik ve sevgi yankısı oluşturanlar.. onlara, yani Esra'ya, Funda'ya, Nilay ve Ertuğrul'a, Ergül ve Evren'e, Nurhan'a ve arkadaşlarına, Mercan ve Bülent'e, Zeliha'ya, Özgür ve Çilem'e, Özge ve Yıldız'a, Tolga ve Başoma ve öğretmen arkadaşlarına, Pınar ve Tolga'ya, Başak'a ve Antalya'daki dostlara, Öğretmen arkadaşlarım Hediye, Özgür, Belgin, Timur, Hale, Şenay, Sonnur, Nadin ve Başak'a, Özlem'e ve Ayten Öğretmen'e, Sibel'e, Burcu ve Kemal'e, Devrim ve Cüneyt'e, Gamze'ye, Seden'e, Pınar ve Aras'a, Bülent ve Kerime'ye, Buğra'ya, Özgür'e, Nezaket'e, Ertuğrul aracılığıyla bize ulaşan Onur, Burcu, Fatih ve Filiz'e ve en çok da bu çocukların bilgilerini bize iletip okullarında bunu organize eden 
kardeşlerim BAHAR ve ÇİLER'e çok çok teşekkür ediyorum...

19 Aralık 2011 Pazartesi

Hatırlanmak! Ne güzel şey...

Yoğun geçeceğinin sinyallerini geçen haftadan veren bu haftaya tam gaz başladım bu sabah... Aklımda yapılması gerekenler, beni deli gibi kovalayan saatin tik takları peşimde odama girip çıkarken bir ara Özgür'ü masamın başında görür gibi oldum. Ancak o kadar koşuşturma içindeydim ki "Napıyorsun orada?" bile diyemedim düşünün ;) Bir süre sonra odama döndüğümde misss gibi kahve kokusu odayı sarmıştı. Yusuf Abi ikna edilmiş kaçak kahvelerden biri yaptırılmış herhalde diye Şennur'un masasında fincan ararken kokunun benim masamdan geldiğini fark ettim. Masama bir baktım ki üzerinde bir paket kahve, bir kalem ve iki nefis kurabiye beni beklemekte... Sevgili arkadaşım, hafta sonu can kardeşi ve onun arkadaşları ile çıktıkları kısacık hafta sonu tatilinde Yunanistan'dan bana bu hediyeleri getirmişti. Yüreğime bir sıcaklık, dudaklarıma da kocaman bir gülümseme yayıldı o anda. Hatırlanmak dedim, ne güzel şey...
Ayrıntılara oldukça önem veren hatta bu özelliğim nedeniyle yakın çevremde sık sık dalgaya alınan ben bu ayrıntılarla daha az karşılaşıyorum sanki son zamanlarda.. Belki ben de atlamaya başladım bu ayrıntıları, hayat ırmağının akıntısına kapılıp kim bilir.. 
Can yarısı kardeşi ÖZLEMiyle bir nefes alalım, iki gezip tozalım, üç adım uzaklaşalım diyerek gittikleri bu kısacık tatilde beni de unutmadığı için sevgili arkadaşıma ne kadar teşekkür etsem azdır... Böyle güzel arkadaşlara, arkadaşlıklara sahip olduğum için ne mutlu.. 
Herkese sevdiklerinden gelecek minik bir sürprizle yüreklerinin ısınacağı mutlu bir hafta dilerim...

16 Aralık 2011 Cuma

Orada, en yakın arkadaşımın karnında atan minik yürek... ben senin "teyzenim"...

Yıllar yıllar önce hayal ederdik biz senin gelişini biliyor musun? Çocuk çocuk otururken bir lojman bahçesinde içi çoktan kurumuş çerçöp dolmuş bir süs havuzunun kenarında ayaklarımızı uzatır hayaller kurardık annenle... Biraz ileride ıhlamur ağaçlarının altında göbeklerine SeraStreç sarıp yürüyüş yapan teyzeler olurdu. Öyle bir moda çıkmıştı o yıllarda akşam geceye kayarken lojmandaki teyzeler toplu halde tempolu yürür, göbeklerine sardıkları SeraStreçler sayesinde zayıflayacaklarına inanırlardı.
Ne diyordum... Evet, annenle ortaokul sıralarında olduğumuz o yıllarda ileride evlenince yine böyle yakın hatta belki aynı apartmanda oturma ve çocuklarımızı aynı zamanda doğurma hayalleri kurardık.. Biz nasıl aynı yaştaysak çocuklarımız da aynı yaş olsunlardı ki sınıf arkadaşı olabilsinler... Hatta ikisi de kız olsun derdik, gülerdik... İsimler bulurduk bugün hatırlamakta zorlandığım.
Yıllar geçti... Biz ortaokuldan sonra da yine aynı lisede farklı bölümlerde okuyup yine özellikle yazları her akşam oturduk  lojmanın bahçesindeki o havuzun başında... Aynı takımda voleybol oynadık, aynı kotları aynı ayakkabıları giydik, aynı yerde tatil yaptık, aynı yerlerde aynı şeylere güldük, aynı şeylere ağladık annenle... Büyüdük biraz daha üniversiteli olduk... Annen Spor Akademisini kazandı, üniversiteli oldu ben ilk yıl hazırlık okuduğum için hala lise formamla kaldım. Onun üniversite anılarını dinlerken bir yıl boyunca nasıl da batardı bana o gri etekli lacivert süveterli forma:) Ertesi yıl ben de üniversiteli olup düşünce Ereğli yollarına ilk gerçek ayrılıklarımdan biri de en yakın arkadaşım olan annenden ayrılışım oldu... Sonra annenler taşındı biraz uzağa... İstanbul'a her geldiğimde mutlaka görüşülenler listesinin başında geldi annen ve tabi güzel yemeklerini yediğim, biraz şımartılıp hep çok sevip sevildiğim anneannen...
Derken derken okullar bitti, evlere dönüldü... Yaşam kavgaları başladı... Para kazanmanın keyfi tadıldı... Sonra gerçek aşk... Annen yine 1-0 öne geçti ve gerçek aşkını (yani babanı) benden önce buldu ve en yakın arkadaş olmanın şartlarında biri olan "Onu mu çok seviyorsun beni mi?" sorusunu sormak da bana düştü :)  
Zaman hızla ilerledi, ilk defa ben öne geçtim ve önce evlenen ben oldum, ben hayat arkadaşıma evet derken şahidim de annen :) Bu da o lojman bahçesinde geçirilen akşamlarda kurulan hayallerden, verilen sözlerden biriydi. Gerçekleşmişti. Ben de sözümü tutup birkaç yıl sonra karnımda RüZGaR abinle annenin nikah şahidi oldum. Evet öne geçmişken hızımı alamamış önce anne olan da ben olmuştum. RüZGaR Abinin geleceğini annene müjdelediğimde de "E hani aynı yıl doğuracaktık, bozdun bütün hayallerimizi" diye güldürmüştü beni. Evet anneni aramış teyze oluyorsun diye müjdeyi vermiştim. Çok sevinmişti. Ya da ben öyle sanmıştım. Çünkü annen senin geleceğini bana söylediğinde anladım ki bu duygu için "çok sevinmek" ne kadar da yavanmış. Bu bambaşka bir duyguymuş. İnanamamakmış biraz, gözünde canlandırmakta zorlanmakmış. Heyecanlanmak, hayallere hayaller eklemekmiş en çok. 
Seni kucağıma alacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum...