7 Eylül 2012 Cuma

Bir Ev Anlatacağım Size Bugün, Bir Yuva...


Bir ev anlatacağım size bugün... Rengi, kokusu, duyguları olan anılarla dolu bir ev.. Her köşesi başka bir zamana ait sanki.. Alsam götürsem şimdi sizi bir sergiyi, bir müzeyi gezer gibi odalarında dolaşacağınız bir ev... İçindeyken zamanda yolculuk yapıyormuşsunuz da huzurlu bir mola vermişsiniz gibi hissedeceğiniz bir ev..

Aynı zamanda bir yuva burası.. mutfağında güzel yemekler pişen, meyvelerin dolaba yıkanmadan konduğu, ocağında her daim çay olan, dikiş makinesinin tıkırtılarının yayıldığı bir yuva.. Çocukken kendi yuvamda duyduğum huzura benzer bir huzur duyduğum, biraz da bana ait olan, vitrininde hala lise yıllarımdan bir fotoğrafın olduğu bir yuva..
Bu ev en yakın ve en eski arkadaşımın, candostum Ferizat'ın uçup gittiği ama hala bir ayağının orada olduğu, şimdilerde bir aylık oğluyla huzur bulduğu yuvası Hüseyin Amcamla Perihan Teyzemin evi..
Geçen hafta tıpkı geçmişte olduğu gibi bir okul çıkışı (ama o artık öğrenci olarak değil öğretmen olarak çıkıyorum okuldan) Üsküdar'da başlayan uzuuun bir otobüs yolculuğunun sonunda ulaştım bu güzel eve. Ferizat yeni doğum yaptığı için annesinde kalıyor. Ben de Gökhanım seyahatte RüZGaRım yazlıkta olunca bir gece kalmak için bulunmaz fırsat dedim ve ertesi günün de tatil olmasından yararlanarak düştüm yollara..
Haydi buyurun, dünyanın en misafirperver ailesinin evini birlikte gezelim.. Ancak rehberiniz olarak önce size çok önemli bir bilgi vermeliyim. Hüseyin Amcam uzun yıllardır eski eşya toplar. Onları her çeşit malzemenin bulunduğu kendi atölyesinde temizler, onarır... Koleksiyoncudur aslında.. Ayağıyla ilgili sağlık sorunları yaşamadan önce bit pazarlarına gider oralarda kimsenin yüzüne bakmadığı bazı eşyaları alır getirirdi. O kimsenin istemeyeceği eski eşyalar onun sihirli atölyesinden ve hünerli parmaklarından geçtikten sonra almak için sıraya gireceğiniz şaheserlere dönüşürdü.. Şimdi uzun yıllardır bu şekilde topladığı eşyalarla yaşıyor.. Onlar, evin her yerinde.. Girişinde sizi camdaki çiçeklerin karşıladığı tek katlı, koca bahçeli bu mütevazi evde gördüklerinize inanamayacaksınız ;)
















Girişte bir antre vardır ki kendisi bizim salonumuz kadardır. Ayakkabılar bu bölümde çıkarılır. İlk defa geliyorsanız eğer sizi karşılayan manzara karşısında bir süre ayakkabınızı çıkarmadan öylece kalırsınız. Sağda kadife tekli bir koltuğun yanında çakmak ve sigaralıkların eski bir radyonun etrafına dizildiği küçük bir dolap vardır. Bu radyonun üstüne konmuş nargile elektriklerin kesildiği bir akşam torunlarını etrafına toplamış masal anlatan bir dedeye benzemektedir. Torun kutucuklar da pırıl pırıl gözlerle kıpırdamadan onu dinlerler sanki. Sağda ise salonun bu antreye bakan penceresi ve alt raflarında tahta kutuların, üst raflarında gaz lambalarının sadece bir kısmının, yanında ufak tefek eşyalar, güzel ve eski kitapların olduğu rafların, en üstte de yine eski radyoların olduğu büyükçe bir dolap vardır.

Tam karşınızda ise Hüseyin Amcamın beni kırmadan bu pozu verdiği, onun gönlünün genişliğini, tam bir Arnavut olmasına rağmen aslında bir dünya insanı olduğunun göstergesi "şark köşesi" vardır..

Soldaki dolapla şark köşesinin arasından eve girersiniz.. Solda kocaman bir mobilya vitrin karşılar sizi. Neye bakacağınızı şaşırırsınız...  Açık raflarda pirinç ürünler vardır ve benim gördüğümde sulanan gözlerimi sakladığım fotoğrafım da bu vitrinde durur.Bu dolabın üstünde de el yapımı gemiler, yelkenliler vardır. 






Sağa doğru baktığınızda duvarda zamanda yolculuk yaptığınızı hatırlatmak için konulmuş bir saat ve yanında Atatürk'ün İsmet İnönü ve başka bir devlet büyüğüyle İngiliz bir devlet adamını (adını söylemişti Hüseyin Amca ama şu an hatırlayamıyorum) ağırlarken çekilmiş bir fotoğrafın karakalem örneği vardır. Tam bir cumhuriyet çocuğu olan Hüseyin Amcamın da Atatürk'ün gözleri kadar güzel onunkiler kadar aydınlık mavi gözleri vardır.


Karşı duvarda akvaryum akvaryumun yan tarafında da diğer odanın kapısının önüne doğru kalan gaz lambalarının dizildiği bir dolap vardır. Geçmişte kitapları konuk eden bu dolap şimdiki misafirlerinden de oldukça memnun gözükmektedir.

ve salonun duvarında yıllardır hepimizin gözü olan bir örneği de Topkapı Sarayında bulunan bir eser vardır ki, görülmeye değerdir. Bir yaprak üzerine altın harflerle Arapça yazıların yazıldığı etkileyici bir eserdir. Eskilerin deyimiyle yedi göbek İstanbullu olan Hüseyin Amcamın babasından kalan bir anıdır.




Hani bazen bir şey görürsünüz, nerede olursa olun yıllar öncesine gider yüreğiniz.. Nereden geldiği belirsiz bir gülümseme koşup oturur yüzünüze.. Sadece dudaklarınızla değil, gözlerinizle, yanaklarınızla, kirpiklerinizle yani tüm yüzünüzle gülümsersiniz.. Söylemek istediğiniz çok şey olur da hani bir sözcük çıkmaz ağzınızdan.. Sadece bilirsiniz..Tıpkı bu İş Bankası kumbarasını gördüğümde yaşadıklarım gibi.. 80'lerde çocuk olmuşlar anlar beni..


İşte bu ev ve bu evde yaşayan bu iki insan da benim için böyledir.. O kadar çok şey söylemek isterim ki onlarla ilgili ama bir sözcük bulup seçemem bazen... Çocukken tanıştığım bu eve çocuğumla gitmenin mutluluğu taşar yüreğimden.. Sağlık dilerim, uzun yıllar dilerim, doyamam.. Öksürdüğümde türlü otlar kaynatıp içiren Perihan Teyzemi ve tabağıma köfteleri kendi eliyle dolduran Hüseyin Amcamı yani beni kendi kızlarından ayırmayan bu iki insanı çok severim..









Hiç yorum yok: