31 Ağustos 2012 Cuma

Yıllar Sonra Dün Gibi...

Yıllar sonra bir araya geldiğinizde bile dün gibiyse her şey, onlar gerçek dostlarınız demektir...
Gerçek dostlarınız, onlarla büyüdüyseniz eğer sırlarınız gibidir... anılarınız.. saçmalıklarınız.. masumiyetinizdir.. onlar sizin kaşlarınızın alınmamış döneminde sizi güzel bulan, saçlarınızın en doğal rengini bilen, ilk kavganızda, ilk aşkınızda, ilk büyüme telaşınızda yanınızda olanlardır.. onlar lise arkadaşlarınızdır.. hani kendinizi aslında baya "büyük" zannettiğiniz dönemlerde aynı sıraları paylaştığınız "küçüklük" arkadaşlarınız..


O yıllardan gelen bir sevgiyle bağlı olduğum beş can dostum var benim de.. Levent (Levo), Esra (Kıvırcık), Seçkin (Seço), Serap (Sarışın) ve Mehtap (Meto)... 82 doğumlular çetesi, eşit ağırlık sınıflarının en soylu insanları :)
Ne mutlu ki yıllara inat kopmayan kopamayan 6 dost yürek bizimkisi.. Üniversite yıllarında yurdun dört bir yanına (Bolu, Zonguldak, Diyarbakır, Ankara hatta Kırgızistan;) dağılan 6 yakın arkadaş.. Sonra mezun olup İstanbul'da buluşmak tekrar.. İş telaşları, para kazanmanın dayanılmaz hafifliği.. Sonra çocukların askerliği.. ve ben grubun ilk evleneni... Gökhanımın da aramıza katılması.. Serap'ı Amerika'ya uğurlama... sonra RüZGaR'ı karşılamak birlikte.. artık Özge de bizimle, Seço ile el ele.. Derken bir dönem herkesin kendi hayat rüzgarına  kapılması sadece telefonda süren paylaşımlar.. Sonra Levent ile el ele yeni bir üye Emel'i tanımamız ve çok sevmemiz.. Bu arada kızların hala bekar olması :) Gökhan ve ben oğlumuzla büyürken Levent ve Seçkin in neredeyse birkaç arayla dünya evine girmeleri.. Gelinler damatlar duygulanmalar.. Benim evli, çocuklu ve kilolu olarak toplumsal rollerime uygun şekilde düğünlerde görümce olarak bulunmam.. kızların hala bekar olması:)
böyle böyle otuzlu yaşlara geldik işte... bu yıl sırayla otuz yaşımızla tanışıyoruz.. ve ne mutlu ki neredeyse on beş yıldır her şey dün gibi hala..
Geçen hafta Levent ve Emel'in güzel evlerinde keyifli masalarındaydık... Grubumuz büyümüş, renklenmiş ama muhabbettimiz hep aynı tat ile kalmıştı.. Çok lezzetli yemeklerden mi, havada uçuşan esprilerden mi, bir arada olmanın mutluluğundan mı bilmem gecenin bir körüne kadar sürdü sohbet.. Bir daha ki sefere Seçkin ve Özge'nin evinde buluşmak üzere ayrıldık..
Ve bugün.. Serap'ın Amerika'dan gelmesi nedeniyle Meto'm ve Serap'ımla yıllar sonra bir araya geldim, her şeyin dün gibi olduğu bir kucaklaşmayla... Kızlar partimiz için Dolmabahçe Sarayı'nda sultan olarak çalışan Meto bizi sarayının hasbahçesinde ağırladı :) Ben iş çıkışı Dolmabahçe'ye geçtim. Meto zaten oradaydı. Esra, Anadolu Yakasında olan iş yerinde gelen başvuruları değerlendirmekle meşgul olduğundan gelemedi.. Ama biliyorduk ki aklı gayet bizdeydi.. Biz Meto'yla biraz oturduktan sonra Serap geldi.. Ne kadar olmuştu görüşmeyeli hesaplayamadık.. Yine o otuz iki diş gülümsemesi, illa ki leopar desenli bir aksesuarı (bu sefer saatti:), o hoş endamıyla iyice sararan saçlarını sallaya sallaya girdi içeri.. Öyle heyecanlandık ki bir an baktım Meto beni masada bırakıp fırladı. Çantaların başında bekleyen bana da onların birkaç metre ileride kucaklaşmasını seyredip duygulanmak kaldı..Sarıldık, koklaştık oturduk.. Konuştuk, konuştuk, konuştuk.. Tabi Serap önündeki bir damlacık sufleyi 3 saatte yerken ben ve Meto şanımıza yakışır şekilde menüdeki hemen her şeyi tattık :) (Bu arada Dolmabahçe'nin kafeteryasındaki tatlılar Sütiş'ten geliyormuş. Özellikle sufle çok güzel ;)


Hem konuştuk hem yedik hem içtik. Kahve falına da bakmadan edemedik..Güldük, duygulandık, ciddileştik, cıvıttık.. duygudan duyguya atladık saati 8 ettik. dedik bu gurbetçiyi kebap yemeden göndermeyelim.. Celal Usta mı Bursa Kebap mı diye düşündük düşündük sonunda Bursa Kebap'a karar verdik ve doğu mutfağının muhteşem tatlarını saldık damaklarımıza.. ve saat 22.30 oldu.. biz saatler geçmesin isterken akrep ve yelkovan yarıştılar sanki.. gün bitti.. Önce beni bıraktılar, evli olmanın böyle ayrıcalıkları oluyor tabi... Çünkü kızlar halaaaa bekarlar..

Son bir hafta da hep birlikte olamasa da bu beş dost canımla olmak nasıl yeniledi yüreğimi bilemezsiniz...

Trakya topraklarının en candan adamı, bünyesinde felsefe, mizah ve iyiliği harmanlamış canım Seçkin'im ve tatlı eşi Özgecim,
O kara gözleriyle cin cin bakan, ağır görünüşünün altında Anadolu muzipliği taşıyan, dost türküm Levent'im ve tatlı eşi Emelcim,
Kıvırcıklığı, sakarlığı, melankolik ve edebi yanıyla dost kuşağımın en renkli halkası, bitanem Esra'm,
O cadı görüntüsüne inat dünyanın en saf yüreğine sahip, aramıza yolları yıllar sokmadığım Serap'ım,
ve sızılı sesi, uzun kirpikleri, balık etine inat ince esprileri, anlayan bakışlarıyla kardeşim Meto'm....
diyorum ki,
iyi ki,
ama iyi ki..
var'sınız...


10 Ağustos 2012 Cuma

Ah Ağlıyor Yine Anadolu!..

işte yine yanıyor "anne yüreğim"... çünkü dili, dini, ırkı ne olursa olsun savaşlarda aynı ağıdı yakıyor analar.. birileri körüklerken bu savaşın ateşini, yananlar halk çocukları oluyor.. birbirine düşürülen "halkın" çocukları.. bu gerçek bir savaş mı ki, diye düşünürken bir yandan sanal bir güvenlik kaygısında düşmanlık virüsü bulaşıyor çocuk kanlarına ana rahminde.. soluyor Anadolu coğrafyasında yüzyıllardır sallanan halay mendillerinin renkleri... hep "öteki" oluyor diğeri.. siliniyor belleklerden güzel anılar.. nefret salınıyor yüreklere, sınırlar çiziliyor çizdiriliyor..
unutuyor güzel ülkemin güzel insanları, aynı topraktan yeşerdikleri diğer dalları...
o dallar yapay bir rüzgarla düşerken birbirine
balta, ağacın gövdesine vuruluyor aslında habersizce..
kanıyor Anadolu.. sessizce kanıyor..
ağlıyor analar.. ağlıyor babalar.. ağlıyor geride kalanlar..
gülen... silah tüccarları oluyor..

ben, bıkmadan usanmadan kardeşlik türküleri söylüyorum oğluma yine de.. "biz, siz" değil "hepimiz" oluyor öykülerimin kahramanları.. umut, sevgi ile büyütülen yüreklerdedir biliyorum çünkü..
ağlama Anadolu...
beşikler umut dolu...