22 Mart 2013 Cuma

Bu Umut Yoluna 100 Gülücük Daha Koymaya Var mısınız?


Güzel, umut dolu bir yoldan geliyoruz biz.. İlk taşını bolca heyecan ve biraz kaygı ile koyduğumuz bugün arkamızda 200 sevgi taşı bıraktığımız bir yol..
İki yıl önce soğuk bir kış akşamında üç kişilik yuvamızın anne babası olarak sıcak bir düş kurduk.. Her şey o düşteki "keşke"lerle başladı. Önce biz inandık, sonra en yakınlarımız, daha sonra onların yakınları.. Halka halka yayıldı bu sevgi ve umut dalgaları..
KeŞKe demiştik o akşam.. Keşke en büyük amacı kendi çocuğumuzun yüzünü güldürmek olan biz; hiç bilmediğimiz bir yerde bilmek istemediğimiz koşullarda yaşayan, hayatlarına kömürün karası sokağın tozu yoksulluğun gölgesi düşmüş bir çocuğu belki bir kerecik de olsa gözlerinin taaa içinden güldürebilsek.. Konuşurken fark ettik ki bu sadece bizim dileğimiz değil..Yakınlarımızı düşündük. Ailemizi, dostlarımızı, arkadaşlarımızı.. Emindik onlarında bu dileğe ortak olacağına.. ve o büyülü şeyi yaptık "organize" olduk..
Yazımın başında bahsettiğim yolun ilk taşları o yılbaşında döşendi.. Tam 100 çocuğun heyecan, umut ve şaşkınlık dolu bakışlarıyla buluşacak 100 güzel paket hazırlandı ve çocuklara verildi.. Öyle inandık ki kendimize, durmadık.. Baharın kapımızı çaldığı nisan ayında Çocuk Bayramında, başka 100 çocuk için sardık paketleri..
Bugün arkamızda bilmediğimiz bir yerlerde 200 güzel gülücük var.. 200 çocuk gülümsemesi..
Şimdi mart ile nisanın kavga ettiği ve kazananın nisan olacağına emin olduğumuz bugünlerde çalmaya başladı telefonlar.. Nisan geliyor, Çocuk Bayramı yaklaşıyor... "NE YAPIYORUZ?"
O halde dinleyin dostlarım :
Bolu'da bir sempozyumda tanıştığım, güleryüzünden öğrenme ve öğretme aşkı yayılan Semra Öğretmen bu seneki okulumuzla buluşturuyor bizi.. Çocuklar için hazırlanacak kutuları geçen sene olduğu gibi bu sene de canım arkadaşım Cenkeri karşılıyor. Okulumuzun adını vermiyoruz yine, zaten kimse de istemiyor.. Çünkü "güven" üzerine kurulu bir paydaşlık bizimkisi..
Listemiz hazır.. Bu seneki çocuklarımızın hepsi ilkokul öğrencisi. 7-10 yaş grubuylayız yani. Paket hazırlamak isteyenler beni arıyor ben listeden bir çocuğun ad, yaş, boy, kilo, ayakkabı numarasını veriyorum. Sizlerle bir şekilde görüşüp 40x30x30 cm boyutlarındaki kutulardan veriyorum size. Daha sonra siz kendi seçtiğiniz çocuğunuz için paketinizi hazırlamaya başlıyorsunuz. Pakette mutlaka olması gerekenler şöyle:

  • Bir çift ayakkabı 
  • Bir çift çorap
  • Bir alt bir üst kıyafet
  • Can, İş Bankası, Yapı Kredi, Günışığı veya TÜBİTAK Yayınlarının herhangi birinden alınmış bir kitap (bu yayınevleri dışında olmasın lütfen)
  • ve mutlaka ama mutlaka bir mektup.. Onun adına, onun için yazılmış kısacık da olsa bir mektup. (Kendi adınızı mutlaka yazın ancak soyadınızı, iletişim bilgilerinizi yazıp yazmamak sizin tercihiniz.)
  • Bunlar her pakette mutlaka olması gerekenler ama bunlar dışında şeker, çikolata, toka, farklı kırtasiye malzemeleri, iç çamaşırı, başka kıyafetler, terlik vs istediğiniz her şeyi koyabilirsiniz. 

Hediyeleriniz hazır olunca paketinizi süsleyip hazırlıyorsunuz. Üzerine gönderdiğiniz çocuğun adını, soyadını ve sınıfını yazıyorsunuz ve paketi en geç 15 Nisan Pazartesiye kadar bana iletiyorsunuz.. Gerekli organizasyonu yapıp 19 Nisan Cuma okula gidiyoruz. Bu arada çocukların o güne kadar hiçbir şeyden haberi olmayacak. İsteyen herkes o gün bizimle okula gelebilir. Tarih yaklaşınca size haber vereceğim.
Bu organizasyona yeni katılacaklar, geçen yıl neler yaptığımızı görmek isterlerse aşağıdaki sayfalara ve fotoğraflara bakabilirler:


Şimdi üçüncü mektubumu gönderip umut güverciniyle sizlere,
sizden aslında "bizden" haber bekliyorum...
Sevgiyle..


12 Mart 2013 Salı

Her Şeyin Başı Sağlık!

Ben bir heves; nasıl olduysa çoluklu çocuklu kuzenlerimle çoluksuz çocuksuz buluşmamızı, bu buluşmanın keyfini, aynı buluşmanın akşamında bir de sevdiceğim Gökhan'ımla aylaaar belki yıllar sonra sinemaya gidişimizi ve çook beğenerek izlediğimiz, nice güzel alt mesajları olan "Hükümet Kadın" filmini anlatacaktım..
Olmadı.. Bugün yazayım, birazdan yazayım, şu işi bitirip yazayım derken salı günü Gökhan'ımın ani rahatsızlığı ile gittiğimiz hastanede bir iğne bir serum ile evimize döneriz umutlarımızı söndürerek 4 gece kaldık.. Gökhan'ımın vücüduna giren mikroplar diyare, bulantı, ateş üçlüsü ile saldırıya geçip "koca" kocamı yataklara düşürdü.. İstanbul genelinde salgın varmış ki aynı durumda 4-5 kişi daha yatıyordu hastanede.. Neyse ki 4 günlük bir hastane sürecinin sonunda ikimizde sağlıklı şekilde haftaya başladık..
Hastanedeyken bol bol düşünme fırsatım oldu..
Neler mi düşündüm?
Bunları:
- Anne ve babalar, hasta olduğunda hastalık derecesi ne olursa olsun "aman iyi ki çocuğum hasta değil" diye sevinen garip canlılarmış... bazı şeyler gerçekten anne / baba olunca anlaşılırmış..
- Sevdiğinle "Ah şöyle baş başa birkaç gün geçirsek.." diye evrene mesaj gönderirken "yer" bildirmek de gerekiyormuş. Hastanedeki ilk gecemizde, yanımda kolunda serumla yatan Gökhan'ımla baş başayken bunu düşündük ve güldük..
- Kaç yaşında olursan ol anne, babanın gözünde hep küçük, hep "bilmez"mişsin.. doktora neler söylemem gerektiğini tekrar tekrar tembihleyen babam, ne yenilip içilmesi gerektiği konusunda mini seminerler veren kayınvalidemin gözünde bizim küçük ve "bilmez" olduğumuz gibi ;)
- bir üst maddenin devamı olarak kaç yaşında olursan ol hep anne, babana ihtiyaç duyarmışsın ;))
- öğretmen çocukları gerçekten de nerede, ne şekilde olursa olsun işlerini düşünürlermiş; hastane odasını laptop, ipad, telefon teşkilatıyla ofise çevirirlermiş,
- kitap, her yerde her koşulda yanında olan en yakın arkadaşmış.. dinlemez ama dinlendirirmiş..
- dostlar, arkadaşlar, sevenler sevilenler... güç verirmiş, güven verirmiş..
- ve sağlık.. tabi ki ennn önemli şey imiş..

Bu bol lodoslu haftanın baş ağrısız, sağlıklı geçmesi dileğiyle..
Gülücükler ;)