24 Kasım 2015 Salı

Öğretmenim...

Vakıf ruhunun en güzel örneklerinden ÖRAV (Öğretmen Akademisi Vakfı)'ın insanı duygulandırırken heyecanlandıran projesine ben de katıldım az önce... Konu: Fark Yaratan Öğretmen'di.. Canım Öğretmenimi yazdım..
Günümüz kutlu, yarınlarımız aydınlık olsun...


       Bir çift menekşe göze hayran kalmamla başladı benim öğrencilik hikâyem. Okulun açıldığı ilk gün 1D Sınıfının olduğu yerde sıraya girmiştik. O zamanlar böyle oryantasyon etkinlikleri, tanıtımlar, web siteleri, sosyal medya hesapları yoktu. Okulun başladığı gün törende adımız okunur, sınıfımıza göre sıraya girer ve öğretmenimizi o an görürdük. Ben de işte o an öğretmenimi görmüş ve tek kelime ile hayran kalmıştım. Sarı kumral saçları, menekşe gözleri, bembeyaz dişleri ve her daim gülen yüzüyle bir melek, bir kraliçe gibi gözükmüştü gözüme. Ne kadar da şanslı bulmuştum kendimi, sınıfımı…
Sonra rengârenk anılarla süslü 2 yıl geçti. Okuma yazmayı ondan öğrendim, kaliteye önem vermeyi ondan öğrendim… Edebiyat Öğretmeni bir babanın, evlerinde her zaman kitaplık olan kızı olsam da kitap okuma sevgisini onunla kazandım. Güzel ve bakımlı olmanın etkisini, kişinin bulunduğu ortam ne kadar el vermese de isterse harikalar yaratabileceğini, fark yaratmanın insanın iç gücüyle ilgili olduğunu ondan öğrendim. O zamanlar 3-4 yaşında olan kızını bazen okula getirir sınıftaki kızlar arasında kıyasıya bir rekabet başlardı. Hepimiz anaç bir tavuk gibi küçük kızın etrafını sarar kendi kardeşlerimize göstermediğimiz ilgi ve sevgiyi gösterirdik. Bir kadının anne olmasının çalışmasına engel olmayacağını da ondan öğrendim.
Ben kendi masalımda mutlu mesut büyürken bir gün ayrılık çanı çaldı. Taşınıyorduk. Akrabalarımıza yakın bir yere taşınacağımız için ne kadar mutluysam arkadaşlarımdan ve öğretmenimden ayrılacağım için o kadar üzgündüm. Günlerce, gecelerce ağladım. O zamanlar Barış Manço’nun “Gözlerimde yaş, kalbimde sızı unutmadım seni..” diye bir şarkısı vardı. Onu söyler söyler ağlardım hatta. Sonra alıştım tabi ama öğretmenim hep kalbimin en güzel köşesinde duruyordu. Onunla sık sık telefonda görüşüyordum. Birkaç defa da ziyaretine gitmiş ve evimize davet etmiştik.
Bir gün yine aradım ulaşamadım.. Birkaç gün sonra tekrar aradım ezbere öğrendiğim ikinci numara olan ev telefonundan ancak ulaşamadım.. Ara ara deniyordum belki açan biri olur diye. Sonra bir gün eşi açtı, öğretmenimin çok önemli bir beyin ameliyatı geçirdiğini söyledi. Şimdi iyiydi ve iyileşmeye çalışıyordu.  Bir süre telefonda konuşarak haber aldım. Ben de artık büyümüş liseli bir genç kız olmuştum. Artık kendim onu ziyaretine gidebilirdim. Emekliliğine birkaç ay kaldığı için farklı bir okulda görev vermişlerdi. Çok kıymetli bir öğretmen olduğu için malulen emekli olmasını istememişler. Gittim. Yorulmaması için genişçe bir oda vermişler. Fotokopi makinesi de bu odadaydı. Sohbet ederken “Hiçbir şeye değil de çocukların gelip bana “teyze” demesine çok üzülüyorum.” demişti. Yıllardır aklımdan çıkmadı bu cümle.
Sonra emekli oldu, sağlığına kavuştu. Başının yanındaki izleri güzel kumral saçları kapattı. Ben büyüdüm. Öğretmen oldum, anne oldum. Her öğretmenler gününde ona koştum.
Şimdi Ege’de bir sahil kasabasında emekliliğin tadını çıkarıyor. Bizim o elini tutmak için kapıştığımız kızı büyüdü Amerika’da, onun yollarını gözlüyor. Bugün 24 Kasım, aradım. Ses ile bir insan nasıl kucaklanır bir kez daha yaşadım.

O belki biliyor belki bilmiyor ama ben biliyorum; “Öğretmen” denilince yüzlerce kişinin aklına onun yüzü, yüreğine onun gülüşü düşüyor…

Hiç yorum yok: