13 Temmuz 2016 Çarşamba

"Her şeyin herkesleştiği / Herkesin her şeyleştiği" Dünyada Farklı Kalabilenlere...

İnsanın hayatta "hem bu kadar aynı, hem bu kadar farklıyız" diye tanımladığı kişi kardeşinden başkası olamaz herhalde... Ben de kardeşimi aynen böyle tanımlarım...
Bazen bakıyorum o kadar aynıyız ki. Aynı duygular, aynı noktaya takılmalar, aynı tepkiler, aynı değerler, aynı anılarla hüzünlenip aynı anlarda gülme krizine girmeler, aynı istekler... aynı "iyi ki"ler, aynı "keşke"ler...
Temeldeki aynılıklarımızın yanında bir de farklılıklarımız var... Tamamen zıtlıklarımız... hep farklıydık dediklerimiz.. zevklerimiz, korkularımız, coştuklarımız, aldıklarımız, verdiklerimiz.. Ben ne kadar tesis insanıysam o, o kadar insan eli değmemiş yerlerin... ben sokakları severim; irili ufaklı kafeleri, kalabalık arnavut kaldırımları, uğultuyu, denize bakan masaları... o ise ormanları, patikaları, sırtta taşınan kamp sandalyelerini, sessizliği... Ben çamurlu yerlere basmadan yürürüm, o çamurlu suyun ortasına bastığında çıkan cump sesine bayılır... Ben yabani hayvanlardan korkarım, o hayvanın insandan daha masum olduğuna inandığı için içindeki hayvanı öldürmüş insanlardan korkar... Ben herkesi sevmeye çalışırım, o seçtiklerini sever... Ben mümkün olduğu kadar planlamaya çalışırım hayatı o aklına estiğini yaşar... Ben şarkıları sever söylerim, o kendi şarkılarını yazar söyler. Ben köpekleri severim, o köpeklerle yaşar... 
Küçükken o korkunca bana koşardı, büyüdük korkan ben oldum kollayan o oldu... 
Geçen gün uzun zamandır baş başa bir şeyler yapmamanın verdiği özlemi gidermek için onu evde beklerken arayıp "spor ayakkabılarını giy seni bir yere götüreceğim" dediğinde şaşırmadım. Kamyonete benzer kendi gibi iri arabasıyla kapıya geldiğinde programımız başladı. Tabi ki yolumuz Alemdağ Ömerli yönüneydi. Önce bir şeyler atıştırdık sonra "Hadi tontiş, seni biraz yürüteceğim." dedi, son yıllarda aldığım kiloların baş dalga geçicisi olarak. Belli bir noktaya kadar bildiğim yollardan gittik sonra birden dağa taşa vurulmaya alışık arabasını çevirdi çakıl çukur bir yola. Bir düzlükte durduk. İndik arabadan, kamp sandalyelerini çıkardı aldı sırtına başladık yürümeye. Yürüdük yürüdük. Hayallerimizden, umutlarımızdan, hayatlarımızdan konuştuk. 
Sonra birden saklı bir cennet gibi muhteşem bir manzara ile karşı karşıya kaldık. Ben önce bir süre şok oldum sonra şehrin hızından yorulan her insanın güzel anları saklama arzusuna uygun olarak fotoğraflar çektim hemen. Bir süre göl kenarında yürümeye devam ettik. Koyu gölge yolda güneş gözlüklerimi çıkarmadığım için söylendi arada. Küçük sinekler gözüme giriyor ne yapayım dediğimde yine kendine özgü bir yanıt gecikmedi "İyi işte, ya sinekler büyük olsaydı. Bu kadar rengin olduğu yere gelip yine gözlükle geziyorsun!" 
Yürürken bir yer bulduk hadi dedim burada oturalım. Aşağı gölün kenarına doğru dik yamaçtan inerken, tutunduğum omzun sahibi kardeşim... Roller nasıl da değişiyor. Bir gün bir yerlerden geçerken, inerken, çıkarken Rüzgar tutacak elimden, düşünmeden edemedim.

Neyse indik gölün kenarına ama resmen büyülü bir sahne gibiydi. Göle yansıması düşmüş bulutlar, oluşan simetriler, kuş sesleri, gölde yüzen bir kaplumbağa, çok uzaktan gelen balıkçı motorunun sesi... Zihnim her anı ve ayrıntıyı kaydetmek istiyordu. Hem eve çok yakın hem de kimselerin bilmediği gizli bir cennetteydim sanki... 1 saatten fazla oturduk orada. Yine bol bol güldük, konuştuk. Doğal akustiği göstermek isteyen kardeşim ses deneyleri yaptı :)
Düşündüm bir ara.. Buraya gelmeseydik ya otopark konforundan da faydalanmak için yakın bir AVM de yemek yiyecek, en iyi ihtimal deniz kenarı bir yere gidecek bir iki kadeh bir şey içecektik. Şehrin sesinden birbirimizi iyi duyamadığımız için derinlemesine sohbet edemeyecektik. Hele bağıra bağıra şarkı söylemek hiç mümkün olmayacaktı...


Bir yandan böyle farklı bir kardeşe sahip olmanın zorlukları kadar eşsiz güzellikleri de olduğu için çok şanslı hissettim kendimi. Bandista'nın bir şarkısında geçtiği gibi "her şeyin herkesleştiği /herkesin her şeyleştiği" dünyada bambaşka bir kardeşe sahiptim...



Bir yandan da artık gerçekten büyüdüğümüze inandım; gün sonunda son birkaç yıldır tek yaşadığı evinde, köşe koltuğa yayılmış onun hazırlanmasını beklerken. Rüzgar ne kadar etkilenmişti Berker ayrı bir eve çıkınca. Dedemle anneannemin yatağı nerede olacak peki, demişti eve ilk geldiğinde. Okulda öğretmenlerine dayım artık çok uzaklarda yaşayacak diye anlatmış ki, kardeşiniz yurt dışına mı taşındı diye sordular veli görüşmesinde...
Neyse... Görüyordum artık.. başka bir aşamadaydık hayat yolunda... İçimizdeki çocuk tüm coşkusuyla yaşarken çocukluğumuz geride kalmıştı... Birlikte geçirdiğimiz günden, konuştuklarımızdan geriye bu kalıyordu...

Herkese, sevdikleriyle geçecek unutulmaz anlar dilerim...

1 yorum:

Esra Barbaros dedi ki...

Yeni bir Kalemperest yazısı görünce heyecan ve merakla okudum hemen. Yazdıklarının birçoğunda kendimi bulurken birçoğunda da hisleri yaşayarak görseldeki manzaraların içinde buluverdim kendimi.Zıttımız olan insanlardan farklı güzellikleri öğrenmek ne güzel...Hem de bir zamanlar küçük gözüyle baktığın kardeşinden. İmrenilen kardeşlik duyguların için, yüreğinden kalemine yansıyan müthiş cümlelerin için sonsuz teşekkürler Berfucum ❤