18 Nisan 2017 Salı

Tarih 18 Nisan...

Bir karından dünyaya gelendir kardeş.. Ben bu yüzden annesi bir çocukları, kardeş görürüm hep.. Çünkü daha dünyaya gelmeden o karında başlar insanın insan olma yolculuğu... İçinde yer aldığın bedenin ruhu, yüreği, aklı geçer sana DNA lardan çok... aynı karından olanlar hayat bazen başkaymış gibi gösterse de er ya da geç bir olduklarını anlarlar. 
Bu farkındalığa doğdukları andan beri sahip olanlar daha başka yaşar kardeşlik duygusunu... birbirinin aynası olmak nedir yaşarken öğrenirler.. Sesi, yetenekleri, karakteri, öncelikleri, fiziksel özellikleri bambaşka bile olsa öyle bir "aynılık" vardır ki aralarında kimseler bilemez. Birbirinin aynısı ve aynasıdırlar yani...
Bütün anıların, çocukluğun, unuttukların, unutamadıkların şifrelenmiştir kardeşinde.. başı olmayan sonu gelmeyen bir ırmaktır ve hayat bir ırmak gibi akarken ırmak yatağında kalan en ağır taştır kardeş. Irmak kurusa terk etmez...
Ben de çok şanslıyım ki önce annem babam, sonra hayat beni yalnız bırakmadı... Bir kardeş verdi kucağıma 2.5 yaşımda... O gün bugün "benim" dedim ona... Hangimiz büyük hangimiz küçük karıştırdık yıllar içinde... Severken, korurken, özlerken, sorun çıkartır veya çözerken abla oldum; sevilirken, korunurken, özlenirken, sorun çıkarırken kardeş... 
Yıllar geçti, büyüsün istemedim aslında.. Ama büyüdü.. bugün 32 yaşını bitirmiş mesela takvimlere hadi canım diyorum.. O 18-22 arası bir yerlerde kalmış bende.. Hele 30'u geçmiş olması hiç mümkün değil kalbime sorarsan.. Şimdi karşımda bir koca adam.. 



Tarih 18 Nisan.. Hayatın ilk hediyesini aldığım gün bugün... 
Ben 35 yaşındayım ama ilk hatırladığım şeyin annemle babamın o köşe odada "yakında kardeşin olacak" dedikleri an olduğunu düşünürsek 32 yıldır hayattayım...

İyi ki doğdun canımın içi.. 

4 Nisan 2017 Salı

Anne, Hayata Yeni Bir Şey Yükleyebilir miyiz?


Hayatında küçük bir çocuk olan şanslı kişiler bilir, bu küçük varlıklar öyle zamanlarda öyle sorular sorarlar ki önce beyin dalgalarınız, sonra duygularınız birbirine karışır. Özellikle soyut düşünemedikleri dönemlerde öğrendikleri veya duydukları kelimeleri kullanış biçimleri, o kelimelere yükledikleri bambaşka anlamlar, asla yerinde ve anlamına uygun kullanamadıkları deyimler çok ama çok komiktir. Büyükler yaz bunları unutursun der, sen asla unutmam sanırsın.. Ama unutursun..
Ben bu konuda özellikle eğlenceli olan oğlumun büyüme yolculuğunda kızıma göre daha çok yaşadım bu tip örnekleri. Bir kısmını yazdım, çoğunu unuttum.. Ama geçen gün arabada (zaten arabada daha da bir ilham geliyor çocuklara) öyle bir soru sordu ki sonrasında bile günlerce düşündüm. Konuşma şöyle geçti:

- Anne, hayata yeni bir şey yükleyebiliyor muyuz?
- Nasıl yani Rüzgar?
- İşte şu ana kadar hayatta olmayan bir şeyi yükleyebiliyor muyuz?
- (Düşün düşün anla anla anla) Yani.. yükleyebilirsin tabi. Ne mesela? Ne yüklemek isterdin?
- Mesela şimdiye kadar hiç kimsenin yapmamış olduğu bir meslek. O işi ben uydursam hayata yüklesem

O an anladım çocuğum "girişimcilik" kavramını sorguluyormuş. O ana kadar yüzde 90'ı olumsuz yüzlerce ihtimal sıralamıştım ne demek istediğine dair oysa :)
Sonra konuyu daha da derinleştirdik. Sohbetimiz bitti.
Ancak ben o günden beri Rüzgar'ın bu cümlesini çevirdim kafamda..

Öncelikle çok felsefik geldi. Cümleyi ilk duyduğumdaki tepkiler bundandı belki de.
Sonra cümledeki teknolojik alt yapıyı sezdim. Hayat bir tablet gibi miydi onun gözünde? Yeni uygulamalar yükleyip eski ve kullanılmayan uygulamaları silmek kadar basitti belki de her şey.
Ee basbayağı girişimcilik kavramını keşfediyordu üstelik kendi kendine, memur olmayacaktı anladım. Peki o cesareti biz, ülke, sistem, şartlar verebilecek miydik ona... veya bu cesaret için bütün bunlara ihtiyacı yoktu da tek ihtiyacı kendi iç gücü müydü?

Çocukların birkaç sözcükten oluşan cümleleri ne kadar da derin dikkatle bakılırsa... Geçiştirmemek gerekiyor, duymak gerekiyor, yetişkin böbürlenmesinden kurtulup üzerinde düşünmek gerekiyor..
En önemlisi de o soruları kendimize de sormak gerekiyor:

Hayata Yeni Bir Şey Yükleyebilir miyiz?


2 Nisan 2017 Pazar

Süper İyi Günler / Mark Haddon

Bugün 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü...
En anlamlı sözcüklerden biri oldu artık "farkındalık"... çünkü öylesine duyarsız, öylesine bencilleşiyor ki insanoğlu...
Farklıyı hep öteki yapma eğilimi dönüp bize zarar veriyor oysa, görmüyoruz. Geçen hafta bitirdiğim ve eğitimciler başta olmak üzere herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bu farklı kitabı anlatmak istedim size bu farkındalık gününde. 
Otizmli Christopher Boone'un dilinden, gözünden,yüreğinden yazılmış bir kitap... Esrarengiz bir cinayetle başlayan (öldürülen bir köpek), cinayeti çözme amacıyla çıkılan yolda karşılaşılan sürprizler ve Christopher'ın kendi hayatıyla ilgili öğrendiği gerçekler... zor, uzun bir yolculuk... 
içinde hiç espri ol(a)mayan bu kitapta da altını çizecek bir bölüm vardı yine... özel gereksinim kavramıyla ilgili bana bir farkındalık kazandıran birkaç cümle...






Birini "öteki" veya "farklı" yaparken "neye göre, kime göre farklı"yı sormayı unutmayacağımız bir dünya özlemiyle...
Nice farkındalıklara, sevgiyle...

21 Mart 2017 Salı

"Ne idim ne oldum" / Nubar TERZİYAN



Çocukluğumuzun "iyi kalpli"siydi o... eve bir şekilde gelen yoksul kıza kol kanat geren bahçıvan, mahallenin bütün çocuklarına dede, aile kavgasını bitiren komiser, yanakları sıkılası sütçü... Her filmde başka bir "iyi" olan Nubar Terziyan... Bu topraklarda doğup büyümüş, can suyunu buradan almış, gerçek İstanbullu bir Ermeni... Ötekileşmenin en kanlı yıllarını da yaşamış ama hiç "ötekileştirmemiş" hiç "öteki" olmamış bir sanatçı... hepimizin yüreğinde adının karşılığı : Vicdan
Okunması Gereken Bilmem Kaç Kitap türevi kitap listelerini hiç sevmem ama bakmadan da geçmem sosyal medya sitelerinde. İçinde kitap olan her şey ilgimi çeker benim. Böyle bir listede gördüm bu kitabın adını da: NE İDİM NE OLDUM...
Akrabaların içinde birileri vardır hani gerçek hikayelerini hiç bilmediğin; ummadığın bir sandıktan bir tavan arasından, unutulmuş bir albümden, rakı masasında kalan uykusuzluğa dayanıklı son iki üç kişinin geç saatlerde yaptığı sohbetlerden veya belki de en acısı o kişinin ölümünden sonra hikayesi  ortaya çıkan birileri.. Vay be, bunları benim ......'m mı yaşamış dediğin aile büyükleri...
Bu kitap bana bu heyecanı yaşattı daha kitabı almadan.. O hepimizin bildiği ama çok azımızın tanıdığı Nubar Terziyan'ın kendi kaleminden geç ama geçkin olmayan yaşında yazdıklarını okumak istedim edebi bir iştahla...
Gerçekten de kendi gibi naif, dürüst ve hiç şaşırtmayan bir kitapmış... Biraz günce biraz hikaye...
Kitapları okurken çizmeyi çok isteyip benden sonra okuyacak kişiyi etkilememek için çizemeyenlerdenim ben. Ama bu kitapta aşağıdaki satırları çizdim. Çünkü kim okusa çizmek ister dedim...




Sezen Aksu atıfta bulunmuş ona bir şarkıda, güzel izler bırakan herkese selam olsun...


Kirpiklerinde bir çiğ tanesi olsam
Ansan o bahçeyi, rüzgârı çağırsan
Mevsim suluboya olsa
Günlerden mercan
İşte sanki o an
Nubar Terziyan sırtımı okşar
Eski filmler hâlâ o bahçede
Siyah beyaz ağlar.

26 Şubat 2017 Pazar

RüZGaR 7 Yaşında...


"İlk" ne heyecanlı bir şeydir... ne büyük acemilik... sen benim "ilk"im, en büyük acemiliğim... 
bir omuz havada kucakladığım, bakarken titrediğim... 
ne çok şey öğrettin bana 7 yılda, ne çok duygu yaşattın... 
ilk adımında,  ilk dişinde, ilk "anne" deyişinde, ilk  ilk pedal çevirişinde, ilk okumanda, ilk kulacında, ilk ateşlenmende, ilk düşüşünde, ilk yara kabuğunda, ilk ayrılışımızda...


Sen son 7 yıldır değil, ben var olduğumdan beri hep vardın, sensiz bir günüm olmamış gibi...



Aşkımızı somutlarcasına dünyaya gelişini, mutluluk gözyaşlarıyla karşıladığımız Rüzgar'ım... ruhumun sol kanadı... oğlum...
İyi ki doğdun
Seni senin deyiminle uzay kadar çok seviyorum...

14 Şubat 2017 Salı

Bugün AŞK'tan Söz Edilecekse...


Bugün "aşk" tan söz edilecekse ilk aşkımdır O... Beni acemice kucaklayan, elimi bir daha hiç bırakmayacak kadar sıkı tutan ilk erkektir. Dünya ne kadar güvensiz olursa olsun yanında hep güvende olduğumdur o. Beni ilk güzel bulan, hep güzel bulan en yakışıklı erkektir. Saçının beyazı, gözünün kırışığı bir şarabın mayası gibi daha da yakışıklı yapmıştır onu yıllar içinde. 
Bugün "sevgi"den söz edilecekse ilk sevgilimdir O... Baş başa tiyatroya, sinemaya gittiğim ilk erkektir. Benim için şiir yazan, karadutum çatalkaram çingenem diye şiir şiir sevendir. Gecenin bir yarısında mesaj atandır. Benimle alışverişe gelen, beni kuaför kapısında bekleyen, topuklu ayakkabı ile tanıştığım yıllarda dalga geçen, etekle nasıl oturulacağını, biri beni dansa kaldırdığında kaldıran kişiye göre nasıl davranacağımı öğretendir o. Sabahlara kadar balkonda benimle kahve içen, çok güldüğümüzde etraftan benimle beraber azar işitendir. Bazı şarkıları bana bakarak söyleyen, rakımı dolduran ilk erkektir, o...
Hayat, Aşk'ı ve Sevgi'yi yol boyu sürecek şekilde harmanlayıp bir yol arkadaşı karşıma çıkardığında; onunla nasıl yürüyebileceğimi bana doğduğum günden beri adım adım öğreten, gösterendir. Bana aşk dolu bir yuva kurma becerisini kazandıran, hayat arkadaşıma gerçek bir sevgi ve aşkla bağlanmamı sağlayandır o. 

ve bugün aşk'ı sevgi'ye çevirenler gibi kızıma da aşk'tan olmuş bir sevgiyle sarılandır...
Babamdır o...


Kızlarına onları kucaklarına aldıkları ilk günden beri aşkla bağlı olan, 
kızlarını onlara erkeklerden nasıl korunacaklarını değil onlarla nasıl yaşayacaklarını öğreterek büyüten tüm babaların ve babamın; 
bu değerli babaların kızlarına aynı sevgi ve aşkla bağlı olan 
güzel annelerin kıymetli oğullarının ve Gökhanımın günü kutlu olsun...

9 Şubat 2017 Perşembe

Huzursuzluk / Livaneli....


Adı çok yerinde kitaplardan... huzursuz biten, sonunun mutlu olup olmadığı belirsiz. İnsanoğlunun varoluşundan beri bitmeyen zulmü, anne karnında bedel ödemeye başlayan bebekler. İnsanlığını unutmuş kadınlar, acının ötesine geçenlerin ifadesiz ifadeleri... ve kocaman bir mozaik gibi tüm siyasi sınırların ötesinde herkese ait olan Mardin...
Batılı "gibi" yaşayan Doğuluların içindeki boşluk... görmesek de bildiğimiz insanların, sustukça ortak olduğumuz suçların huzursuzluğu...
Çok şey var kitapta. Kısa ve hızlı okunan bir kitap ama etkili. O bölgenin kahvesi mırraya benziyor. O kadar acı ve etkili ki daha fazla sürmemeli zaten.
Kitaplığınızın Livaneli kitapları bölümüne konulası, mutlaka okunası bir kitap ama baş köşe yine Mutluluk ile Serenad'ın...

Bol okumalı günler dileğiyle...

3 Ocak 2017 Salı

KARMEN 3 YAŞINDA...

3 yıl önce bugün, gelişinle evimizi sonsuz bir ışığa, neşeye boğan kızım...
Karmen'im..

Her anne çocuğu için sağlık, huzur, mutluluk, başarı, şans gibi güzel şeyler diler. Ben de senin için tüm güzellikleri tüm kalbimle diliyorum. Hayat yolunda karşına hep iyi insanlar çıksın. Sağlığın, huzurun hep tam olsun. Anneannenin deyimiyle "ayağına taş değmesin".. Sen yolunu aydınlatacak ışığı güzel kalbin ve keskin zekanla bulacaksın, kalbine ruhuna dert gelmesin. Neşen hep bol olsun, dostların dostlukların çok olsun. Biz elimiz, gözümüz, kalbimiz yettiğince her zaman senin yanında olacağız.
Benim sadece senin için dileklerim yok ama annecim.. Diğerleri için de var. Çünkü hayatta hiç kimsenin "tek başına" mutlu olacağına inanmıyorum. İşte bu yüzden;
SEV annecim... Karşılık beklemeden, ya beni sevmezse demeden sev. Senin gibi olmayanı sev en çok, çünkü hayatın anlamı orada saklı o farklı renklerde. Sadece "ol"duğu için sev doğayı, insanı, kitabı, müziği, canlıyı cansızı. Sevdiklerin seni üzerse de vazgeçme sevmekten. Çünkü sevmek, seninle ilgili bir durum, hak etmemek karşındakiyle..
DİNLE annecim... Sesini sana duyurmak isteyen herkesi her şeyi dinle. Bazen bir serçe bazen bir bebek bazen yaşlı bir el bazen akan bir ırmak bazen sevdalı bir kalp.. Dinlemek katılmak demek değildir, dinle sonra ne yapmak istediğine karar ver.
DÜŞÜN annecim... Kimi alkışlayacağını, kimin yanında kalıp kimin yanında kalmayacağını, ne istediğini, ne istemediğini, nasıl mutlu olabileceğini düşün ve bul kızım.
EĞLEN annecim... Her yaşın geri gelmeyecek keyifleri olur. İzin verme seni engellemelerine. Tek dikkat etmen gereken şey sen eğlenirken incinen kimsenin olmamasıdır. 
BUL annecim... İyi olan, güzel olan, seni geliştirecek ve mutlu edecek olan ne varsa kim varsa bul.
GÖR annecim.. Güzel filmleri, tarihi sahneleri, antik şehirleri, farklı ülkeleri, her coğrafyanın kendine özgü renklerine doya doya bak canımın içi.
PAYLAŞ annecim... sevincini, kederini, sofrandakileri, paranı,elbiselerini, takılarını, sevgini, hayallerini paylaş. Geri almak şartıyla kitaplarını da paylaş.
ADALETLİ OL annecim... Senin terazinden geçmemiş hiçbir şeyi tutma hayatında. Hakkın olmayan hiçbir şeye el uzatma, hakkını da kimseye bırakma.
AÇIK OL annecim.. Asla "asla" deme. Kalıplar içine sıkıştırma düşüncelerini. Her zaman başka bir ihtimal de var, doğru her zaman tek değil unutma.
FARKINDA OL annecim.. Ucu sana dokunsa da dokunmasa da yapılanları, yapılmaya çalışanları farkında ol kızım. Ne olduğunu ve ne olmadığını bil bitanem.
EMEK VER annecim.. İstediklerin ve sevdiklerin için emek ver. Senin adını Karmen'den önce Emek koymak istediğimi unutma..
DÜRÜST OL annecim. Sonuçları ne olursa olsun yalan sokma hayatına. Yalan insanın yüreğinde gittikçe ağırlaşan bir taştır ve gün gelir mutlaka sana zarar verir. Önce kendine daha sonra karşındakilere dürüst oldukça uykuların çok uzun ve rahat olacak göreceksin.
UNUTMA kızım.. Zor gününde uzanan eli, kışın sokakta aç kalan hayvanları, seni büyütürken emek verenleri, öğretmenlerini, okul yıllarını, kazandıkların için harcadığın çabaları, yapılan haksızlıkları, ihtiyacı olanları, anıları, rüyalarını, şarkıları, türküleri, aile sofralarını, arka bahçeleri, cırcır böceklerini, ilk bisikletini unutma.
GÜVEN... önce kendine sonra bize güven.. ve DİKKAT ET annecim.. 
En çok da sağlığına, benim için..



İyi ki doğdun KARMEN'im, ışığım, şimdiden arkadaşım, tek kanadım.. 
İyi ki bizi seçtin...
Seni her zaman koşulsuz ve sınırsız bir sevgiyle seveceğiz..