23 Temmuz 2017 Pazar

SEVGİLİ / İnci Aral


"Gerçek kişilere fakat edebi kurguya dayalı, acı bir umudun ve yalın bir sevginin romanı." demiş yazar kendi kitabı için... 
Edebiyatta güçlü bir kalem sinemanın devlerinden Yılmaz Güney'i anlatıyordu, okumamak olmazdı. 
Keyifli ve aşk vurgulu olaylarla başlıyor hikaye. Aklımızdaki Yılmaz Güney'den çok uzak bir kişilik. Bir yandan yoksulluk ve acılar içinde geçen çocukluğunun verdiği hırs, hırçınlık ve öfke; bir yandan Çukurova sıcağı gibi sıcacık bir yürek. Bir yandan aşk, bir yandan imkansızlıklar karşısında dimdik bir inat.
İstanbul'da geniş imkanlar ve genelde mutlulukla başlayan bir evlilik. Ancak o dönemin şartları altında ana karakter Yavuz Günay'ın zaman zaman kendi hatalarının da etkisiyle kendini içinde bulduğu olaylar. Önceleri biraz mafya, biraz kabadayı ve bol yanlışlı Yavuz'dan hapiste geçen yıllardan sonra siyasi kimlik kazanmış, kendini artık başka cephelerde sorumlu hisseden, farkındalıkları artmış ve değişmiş sanatçı Yavuz'a geçiş... bu geçişin sancıları... faşizmin tırnakları arasında ödenen bedeller... 
Hikaye bilmediğimiz yönleriyle başka bir Yılmaz Güney çıkarıyor karşımıza. Edebi anlamda akıcı bir anlatım ancak bazı yerler ya çok hızlı geçiyor ya gelgitli. Detaylar eksik kalmış gibi. Örneğin Nilüfer'in ailesinin barışma sonrası tutumları, Nilüfer'in ailesiyle ilişkisini yeniden yapılandırma süreci hiç yok. İlk evlat Esin biraz daha yer alabilir oğul Mehmet'e daha fazla yer verilebilirdi. 
Ancak Fatoş Güney yani Nilüfer'in yıllar içindeki başkalaşımı etkileyici. Neden hep kadınlar daha fazla vermek zorunda diye de sordurtuyor bir yandan okuyucuya. 
Sürgün yılları ve politik süreç biraz yüzeysel. Bir kabadayı mafya sentezinden nasıl bir siyasi kimlik ve kahramana dönülmüş daha vurgulu işlenebilirdi. 
Ancak bu yorumlarım kitapla ilgili görüşümün olumsuz olduğu anlamına gelmiyor. Ben konuya ilgi de duyduğum için çok keyifle okudum. Mehmet'in ilk adımlarını hapishane camından izleme bölümünde ağlayacak kadar etkilendim. 
Her kitabı bir duyguyla sonlandırırım ben. Bu kitap sonundaki duygum; evliliğinin sadece yüzde onunda mutlu olabilmiş bir kadının sevdiği ve saydığı kocası ardında il il dolaşmasına duyduğum saygı ve hayranlık oldu. Her seferinde, bilmediği onlarca diyarda oralı olmak zorunda kalan bir kadın. Bazen gelin, bazen eş, bazen aile reisi olarak. Vazgeçilen konfor ve asla pişman olmamak. Bu nedenle bence bu kitap Yılmaz Güney'i değil aslında onun "eş"ini anlatıyor... Bu hikayenin "gerçek" kahramanı Fatoş Güney'i...

Bol kitaplı pazarlar dilerim...

Hiç yorum yok: